ANADOLUDA CEPNI YERLESIMI

Osmanlı Tahrir defterlerine göre, Anadolu’da Çepni adıyla anılan 43 yer ismi vardır. Bu sayıyla Çepni kelimesi, Anadolu’da yer adı olarak kullanılan Oğuz boyları içinde, yedinci sırayı almaktadır. Bu gün yurdumuzda Çepni’lerin dağınık bir yerleşime gittikleri görülmektedir. Sivas, Zile, Yozgat, Ankara, Çankiri, Çorum, Kastamonu, Bolu, Bursa, Kocaeli, Balikesir, Manisa ve dolaylarında Çepni’lere rastlanmaktadır. Ancak Çepni’lerin en fazla yoğun oldukları yöre, Eynesil, Vakfikebir, Kürtün, Salpazari, Gümüshane Görele, Tirebolu, Dogançay, Espiye, Yaglidere, Kesap, Dereli, Alucra, Giresun ve Ordu yöresidir. Eynesil, Görele, Tirebolu, Kürtün, Espiye, Keşap, Giresun, Dereli ve Alucra dolayları, ilk Osmanlı Tahrir defterinde Çepnieli, Çepni ili, Çepni Vilayeti adları ile kaydolunmuştur. Bu nedenle, bu yörelerde Çepni’lerin yoğunlukla yaşadığını söyleyebiliriz. Oğuz elinin en büyük boylarından Çepniler’in Doğu Karadeniz Bölgesi’nde cereyan eden Türk yerleşmesinde oynadıkları en mühim rol, Trabzon’lu Şakir Şevket ve Tirebolu’lu Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan’ın dikkatini de çekmiştir. Şakir Şevket, Çepniler’in İran’dan çıkarıldıktan sonra, onlardan 100.000 nüfusun Doğu Karadeniz bölgesine gelerek Tirebolu, Görele ve Vakfıkebir yörelerine yeleştirildiklerini bir rivayet şeklinde anlatır.

KAYNAKLAR:
* Faruk Sümer, Çepniler, s.95 Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1992 * Binbaşı H. Avni Alparsalan ise, elinde bulunan sınırlı sayıdaki kaynaklara dayanarak, yörede Çepnilerin çok önemli bir görev üstlendiğini ifade etmektedir. * Trabzon Havalisinde oturanlar Laz mı Türk mü ?, Giresun 1339 * * Binbaşı H. Avni Alparslan, Türk Bayramlarından Ot Göçü, Türk Yurdu Mecmuası, 1331, c.8, s.122-126 *

Çepni adı ilk defa 11. yy.da, Kaşgarlı Mahmutun yazdığı Divanül Lügatit - Türkte ve 21. Sırada sayılmıştır. Bu kitapta Çepni kelimesinin anlamı verilmemiştir. 14. yy.la gelindiğinde Fahreddin Mubarekşahın yazdığı kitapta, 15 Oğuz boyunun adının verildiğini, ancak bunlar arasında Çepniler’in yeralmadığını görüyoruz. Ancak aynı yüzyılda, İlhanlılar Devleti Veziri Reşidettinin başkanlığını yaptığı bir heyet tarafından kaleme alınan Camiüt-Tevarit’te, Oğuzlar’ın Üçok kolundan gelen Çepnilere yerverilmiştir. Buna göre Çepniler, Üçok koluna mensup olan Gökhanın dördüncü oğlundan türemiştir. Diğer oğullarının adları ise Bayındır, Beçene (Peçenek), Çavuldur (Çavundur)dur.

Reşidettinin yazdığı bu kitapta, Çepni kelimesinin anlamı, ‘Nerede yağı görse savaşır’ olarak ifade olunmuştur. Çepni boy adının Reşidettin tarafından yapılan etimolojik izahı, bir halk etimolojisidir. Şunuda unutmamalıyız ki; halk sözleri manalandırırken, kendi çağındaki köklere, eklere veya bize kadar gelmemiş, kaybolmuş sözlere bakarak manalandırıyordu. * Türk Mitolojisi, Prof. Bahaeddin Özel, TTK, Ankara 1989, s.344 * Ebulgazi, Çepni kelimesinin anlamını Bahadır olarak vermiştir. * Ebulgazi, Türkmen Şeceresi, Kononov, s.36* ~1312 yılında Endülüslü alim Ebu Hayyan tarafından Türkçe hakkında yazılmış, ‘Kitabül-idrak li-lisanil- Etrak’ adlı eserde, Çepnilerin adı geçiyor. Ebu Hayyan, Çepnileri bir Türk boyu olarak tanıtıyor. ‘Çepni Kabiletün minet-Türk’~ * Prof.Dr Faruk Sümer, Çepniler, Türk Dünyası Araşt. Vakfı * Bu yirmidört oğuz boyundan Çepniler, Oğuz Han’ın üç küçük oğlundan Gökhan’dan gelmekte, Bayındır, Beçene, Çavundur’dan sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Ongunu Sunkur kuşudur. Sunkur, doğan türünün en yırtıcı kuşudur. Çepniler ve diğer oğuz boyları işaretlerini at ve koyun larına vurmakta idiler. Bu şekilde kaybolan hayvanlarını kolayca buluyorlardı.

KAYNAKLAR:
* Faruk Sümer, Çepniler, s.95 Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1992 * Binbaşı H. Avni Alparsalan ise, elinde bulunan sınırlı sayıdaki kaynaklara dayanarak, yörede Çepnilerin çok önemli bir görev üstlendiğini ifade etmektedir. * Trabzon Havalisinde oturanlar Laz mı Türk mü ?, Giresun 1339 * * Binbaşı H. Avni Alparslan, Türk Bayramlarından Ot Göçü, Türk Yurdu Mecmuası, 1331, c.8, s.122-126 *

GIRESUN HALKININ KOKENI

Çepniler Türk tarihinde özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde çok önemli bir rol oynamışlardır. Özgün kültürlerini günümüzde de muhafaza etmekte ve sürdürmektedirler. Çepniler dini ve sosyal örgütlenme bakımından 16. ve 17. yya kadar Hace Bektaş Veli Dergahı’na bağlıydılar.

“Çepni” kelimesi düşmanla savaşan anlamında kullanılmıştır. Çepni boyunun özelliği “nerde yağu görse orda savaşır” olarak anlatılmaktadır. Karadeniz’de özellikle Giresun ve çevresinde Çepni boyundan insanlar yaşar.Trabzon’un Türkleşmesini sağlamışlardır.

Çepniler, sayıları 24 olarak belirlenen Oğuz Boyları’ndan biri ve en kalabalık olanıdır. Üç - Oklar’ın Gök Han koluna bağlıdırlar. Bilindiği gibi Oğuzlar; Türkiye ve Azerbaycan Türkleri’nin, Türkmenistan, Irak ve Suriye Türkmenleri ile Gagauzlar’ın atalarıdır. Cümleden anlaşıldığı üzere Çepniler Orta Asya kökenlidir. Çepni isminin yer aldığı ilk yazılı metin, ilk Türk bilgini olan Kaşgarlı Mahmud’un 1070 yılında kaleme aldığı Divanü Lügati’t-Türk isimli eserdir.Günümüze intikal eden kaynaklarda yer alan bilgiler, Çepniler’in, Osmanlı Hânedânı’nın mensup olduğu ve en önemli, en şerefli, en büyük Oğuz Boyu olan Kayılar’a yakın önemde bir boy olduğu kanaatini uyandırıyor. Ne var ki onların savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı ürünler meydana getirmelerini engellemiş. Çepniler’e ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmış. Belli ve kalıcı bir kültür oluşturamamışlardır. Çepniler; 1071′de Anadolu’nun, 1277 yılından itibaren de Sinop’tan Trabzon’a kadar olan Karadeniz Bölgesi’nin fethedilmesinde çok aktif görevler üstlendiler. 1277 yılında Sinop’a saldıran Trabzon Krallığı’nın ordusunu bozguna uğrattılar.

KAYNAKLAR:
* Faruk Sümer, Çepniler, s.95 Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1992 * Binbaşı H. Avni Alparsalan ise, elinde bulunan sınırlı sayıdaki kaynaklara dayanarak, yörede Çepnilerin çok önemli bir görev üstlendiğini ifade etmektedir. * Trabzon Havalisinde oturanlar Laz mı Türk mü ?, Giresun 1339 * * Binbaşı H. Avni Alparslan, Türk Bayramlarından Ot Göçü, Türk Yurdu Mecmuası, 1331, c.8, s.122-126 *

MENGUCEK

MENGUCEK TARIHI Ve RESIM

 Divriği Kale Cami

1180-1181 yıllarında Mengücekliler tarafından yaptırılan ve günümüze kadar ulaşan tarihi Divriği Kale Camii’nde geçtiğimiz yıl başlatılan restorasyon çalışması tamamlandı. Divriği Kale Camii’nin açılışı 18 Temmuz 2008 Cuma günü gerçekleştirilecek.

Tarihi caminin açılması ile birlikte yüzyıllar sonra bu camide namaz kılınmaya başlanacak. Yüzyıllar sonra ayağa kaldırılan Anadolu’nun eski eserlerinden olan Divriği Kale Camii, Mengücekliler tarafından 1180–1881 yıllarında yapılan ilk camii olup, Türk yapılaşma sürecinde günümüze erişen en eski yapılardandır.
Divriği Kale cami
Tarihi eser bakımından zengin bir potansiyele sahip olan Divriği’de Türkler tarafından Anadolu’da yapılan birkaç camiden biri olma özelliğini taşıyan Divriği Kale Camii, geçtiğimiz yıl restorasyona alındı ve yapılan çalışmalar sonucu tekrar ayağa kaldırıldı.
Divriği Kalesi üzerinde Çaltı Vadisinin korkunç uçurumun kenarında yer alan yapı, Şahin Şah Bin Süleyman Bin Emir İshak tarafından yaptırılmıştır. Kapısı büyük süslemeye sahip, ilk Anadolu taç kapısı sayılmaktadır. Mimberi abanoz ağacından ve künde kari şeklinde yapılmıştır..

MENGUCEKLILER RESIMLERI

MENGÜCEKLİLER

Mengücük Gazî’nin, Malazgirt savaşına iştirak ettiği ve bu savaştan sonra Sultan Alp Arslan’ın Anadolu’yu zabtetmek için görevlendirdiği beyler arasında bulunduğu bilinmektedir. Türkmen beylerinden Mengücük, Anadolu’nun fethi sırasında Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar’ı zaptetmişti. Kendisi bu çarpışmalarda şehit düştü. Oğlu İshak, 1118′de bu bölgede, babasının adını taşıyan beyliği kurdu.

İshak Bey, beyliğini korumak için Selçuklularla, Artuklu ve Danişmendli beylikleriyle mücadele etti. Fakat Artuklu Belek tarafından mağlup edildi (1120). İshak Bey 1142′de ölünce beylik ikiye ayrıldı. Oğullarından Davud, Kemah ve Erzincan’da, Süleyman ise Divriği’de kendi beyliklerini ilan ettiler.

Erzincan Kemah kolundan Fahreddîn Behrâm-şâh (1162-1225) ülkesini iyi yönetmiş, Erzincan onun zamanında önemli bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmişti. Bu sırada Mengücüklü Beyliği, Türkiye Selçukluları Devleti’ne tâbi olmuştu.

Davud Bey, Selçuklu II. Kılıçarslan tarafını tuttuğu için, ona düşman olan Danışmendli Yağıbasan tarafından 1162′de öldürüldü. Yerine geçen Fahreddin Behramşah, II. Kılıçarslan’ın damadı idi. 63 yıl hüküm sürdü ve bu süre içinde Erzincan’ı bir ticaret ve kültür merkezi haline getirdi.

Behramşah, 1125′te öldüğü zaman oğlu Davudşah, Erzincan’da öteki oğlu Mehmed, Karahisar’da oturuyor ve bu şehirleri idare ediyorlardı. Bu şehirler 1128′de I.Alaeddin Keykubat tarafından Selçuklu topraklarına katılınca, beyliğin Kemah-Erzincan Kolu ortadan kalmış oldu.

Divriği idaresini elinde tutan İshak Bey’in oğlu Süleyman ölünce, yerine oğlu Seyfeddîn Şehinşah geçti. Şehinşah Hıristiyanlarla mücadelede başarılı oldu. Selçuklu II. Kılıçarslan’a ve Sultan Süleymanşah’a bağlı kaldı. Fakat bu ailenin son beyi Melik Salih zamanında, Sultan I. Keykubat beyliğin topraklarını sınırlarına kattı ve Mengücük Beyliği sona ermiş oldu.
Divriği kolunun beylerinden Seyfeddîn Şahinşah (öl.1197) Türkiye Selçuklularına tâbi idi. Onun türbesindeki kitabeden Alp, Kutlug, Tuğrul ve Tegin gibi Türkçe unvan ve lâkablar kullandığı anlaşılıyor.

Mengücükler, bir çok sanat eserleri yaptırmışlar ve bunlardan özellikle Divriği’de bulunan bazıları zamanımıza kadar gelmiştir. Bu eserlerden birisi Divriği’deki Kale Câmii’dir ve 1180-1′de Şâhin-şâh b. Süleymân tarafından yaptırılmıştır.

Yine aynı kasabadaki meşhur Ulu Câmii de Mengücüklerden Ahmed Şâh tarafından 1228-89 yılında inşâ ettirilmiştir. Bu câmiin kapıları sanat tarihi bakımından birer şaheserdir. Ulu Câmii’n minberini ve hisarın kapılarından birini de Ahmed-şâh yaptırmıştır. Mengücüklü eserlerinden birisi de, Behrâm Şâh’ın kızı Turan Melek tarafından Ulu Camii’ye bitişik olarak yaptırılan Dârüşşifâ’dır.

suat suna kral tvsohbet de 3

tv - suat suna - kral tv sohbet 3 [ daimasuatsuna.com] | izlesene.com

İNTERNETTEN tanışarak evlenen ilk çift olan Chris Dunn (56) ve Pam Jensen (51) 25’inci evlilik yıldönümlerini kutladı… 1983’te netten tanışarak evlenen çift, çeyrek asırlık evliliklerinde hiç büyük bir kavga yaşamadıklarını söyledi. Pam, o zamanlar bilgisayar yaygın olmadığı için ailesine “internetten koca buldum” dediği zaman büyük bir tepkiyle karşılaştığını söyledi.

kaynak: ilkchat.com

ilkchat mesajları

(bkz:slm) (bkz: asl)

merhaba ben yılan

bi kere versene.
mezara mı götürcen?

bi de daha önceden tanışıyomuş gibi bi hava yaratıp olaya girenler vardır.
- slmmmm naaaaaaberrrrrr?
- slm , tanışıo muyuz?
- hayır ama tanışabiliriz.

kabooooommmmm, user destroyed,

yine de oynar mısın benimle

(bkz: basdan çıkardığını düşünen adamların cümleleri

<ahu18f> selam tatlim. asl?
<yeni_nick> yaw asl ne demek. sana asilayim mi? tamam. naber yavrum..
<ahu18f> ay olecem

ldgure
- hi ?
(yandakine)
- bak bak o da bisiler yazdi, hakkaten goruo galiba

bu benim ilk chatim

senin icq na selamım kacmıs..geri yollar mısın

merhaba seviyeli bir chate ne dersin

 selam..
- selam
- bayansın di mi ?
- …?!?!?

- şey ben ilk defa chat yapıyorum. acaba bu mesaj sana geldi mi ? geldiyse cevap verir misin ? bekliyorum…

hey yavrum hey

-slm, nbr? asl pls.
-sktr
-byz

internet cafe işletmeciliği deneyimimde gözlemlediğim (gerek kendimden gerek müşterilerimden) mesajların kronolojik sıralaması

slm
-nbr?
-asl?
-tlf?

slm
-slm
-asl pls
-21 m ist u?
-bol $anlar.

gerizekalı mesajlaşma örneklerinde birnciliği asla kaptırmayan mesajlaşma şekilidir kesinlikle. her sözlük yazarının başından geçmiştir elbette ama hepsinin gerizekalıca olucak diye bi kaidesi yok tabi. ama mirc kullanabiliyo olma, internette tanımadıgın biri ile konusuyor olma heyecanından kelli çok gerizekalıdır tekrarlamış oldugum üzere. misal kendi tecrübemi asla unutmam.

sene 1998. yer: beşiktaş seven eleven dükkanının üstündeki bir internet cafe, içerisi lise öğrencisi dolu , herkes okuldan çıkmış binbir heyecanla mirc kullanma gazında. şimdinin counter oynama hevesi gibi düşünün , ya da knight online, ne bileyim ben.

mirc açtim ve arkadaşim rehberliğinde , nasıl tıklanıp nasıl özele alınacagını öğrendikten sonra.

karşıki : k
ben : ben

k : slm
ben yanımdaki arkadaşa : sim ne lan? sim dedi bana ? sim karti mi demek istiyo , hmm ne alaka ? telefonumu bulcak kesin, çık bundan. (yazmadan kaçılır )

ben : selam
k : slm
ben arkadaşa : hassktr… bu da sim diyo , şifre mi olm bu sim ne lan!! ( miyobum biraz da gerzeğim )
ben : naber?
k : iiiiiiiiiiiiiii
ben arkadaşa : hoşuna gitti galiba baksana gülüyo
ben : iiiiiiiiiiiiii
k : iiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
ben : iiiiiiiiiiiiiii
k : iiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
k : üff bye!

noldu abi şimdi? gülüyoduk beraber bunla

ps: karşıki de salak o ayrı . niye iileyip duruyon dangalak.
ps ii : cinsiyetini de öğrenememiştim , ama aynı internet kafedeyiz paranoyası mevcuttu . doğal olarak benim internet perspektifim , bulundugum internet kafe ile sınırlıydı..

mö 8000 yıllarında, mağara duvarlarına kazılmış mesajlardır…
genelde av içeriklidir… karşı mesaj beklentisi olmadan gönderilmişlerdir

raksnet’in kendi acilis sayfasinda bulunan sohbet odalarindan biri, ilk chat heyecani, okulda gecen muhabbetten f ve m’nin ne oldugu ögrenilmis, bismillahla giris yapilmistir (sene 96 yada 97)

camel: selam
guestxxx: selam
guestxxx: f/m?
camel: m
guestxxx: a/s/l?
camel: a
guestxxx: hönk? ne?
camel: (düsünür, ulan a dedik ama yoksa l miyiz biz?) a iste
guestxxx: bye..
camel: ühühühühü

iki gün sonra eyci de seksi de lokey$ini da ögreniverdim, hala utanirim


GIRESUN
TOPlist domain
Zirve100 Sayac
TOPlist - Toplist PageRank Checker Tag